Yazı-yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazı-yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 23, 2010

Birikerek gel bana...




Aklımın karıştığı,tenine karıştığım...

Bilmiyorum şimdi,olması gereken ve yapılması gereken ne ?

Sorularla boğuşurken,uyuyamıyorken bu mevsimde;başkasının ikliminde nasılsın şimdi? 

Konuşmalar o kadar yabancı ki...Ait hissedemiyorum kendimi hiçbir yere.Yakınken herkese,uzaktan bakıyorum gülüşlerin içtenliğine.

Kayıtsız kalıyorum hayatın bana aldırmadan akıp gidişine,zaman hep aynı sanki.Sensizliğin ortasında sensizliği beş geçiyorken...

Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim kendimi.Sevinmeliyim belki ya da kahrolmalıyım.Bilmiyorum...



 Bağıra bağıra seviyorken seni,susuyorum.Sessizliğim ile sadece sen konuşabilirsin,çoğalt cümlelerini.Birikerek gel bana. Bekliyorum...

Pazar, Mart 28, 2010

Ah...Bu gidiş gelişlerin!

Hiç beklemediğim anda gelmiştin.
Bin kez öldüğüm yerden bir kez daha doğarak...
İstedim seni.
Hiç bir şeyi umursamadan,
Hatta hiç konuşmadan,
Yanımda olmanı istedim.
Kimdin,nereye gidecektin ya da kime aittin önemli değildi.
Sen vardın,yanımdaydın.
Bakışın yeterliydi seni kendimde bulmama-kendimi sende kaybetmeye.

Çoğaldın.

***

Her gelişinde evime,bir parçan daha eklenirdi.
Sana ait o kadar çok şey biriktiki..

**

Beni üzmeye kıyamayan adam.
Nasıl yaraladın beni?
Nasıl yok yere mahvettin bizi!

Yetmiyor,gidiyorsun!
Hoşça kal diyemeden,bir kere daha sarılamadan.
Yabancılaştırıyorsun bizi.
Bu şehri,evimi,kendini...
Elimden birşey gelmiyor!
Gidişini seyretmeye mecalim yok.
Susuyorum,senli konuşmaların ortasında,
Herkes seni sorarken,seni anlatırken.
Susuyorum.

Ne tarafa baksam seni gördüğüm bu yerde, beni sensizlikle cezalandırıyorsun.

Nasıl geldiysen,öyle gidiyorsun...


Pazartesi, Ocak 25, 2010

Hayal edip öptüm seni...


İmkansızlığına inandırıyorsun kendini.
Yolun herhangi bir köşesinde yakalanıyorsun O'na.
Sımsıcak geliyor dokunuşu yüreğine...
Nerden geldiğini yada kiminle olduğunu umursamıyorsun.
Sev diyor içindeki ses o an,
Sıcaklığını al,solu nefesini.
Bakmak istiyorsun gözlerine aralıksız.


Mutluluğun bir parçası döndürüyor başını.
Hava mı soğuk?
Yakıyormu yoksa?
Düşüyor musun?
Ne gam!


Telaşsız,zamansız...


Ama burkulacak yüreğin farkındasın,
Beraber gidilmeyecek bu yol.
Herhangi bir yerden sapacaksın yalnız...


/Tutuldu bir kere hayat,lades!/


Yine de değerdi...
İmkansızlığına da,sıcaklığına da...




Belki  bir gün... Belki yine...


Yanyana....


Cuma, Ocak 08, 2010

Kalbin Ömürlük Bende Emanet..


Sen benim..İçimdeki...Büyük yangınların adı...
Ben senin..Gecendeki mavi yada günündeki sarı..
Sen benim, şehrimdeki bütün sokakların adı..
Ben senin, yüzündeki çizgi yada dünündeki  anı... 
Hadi kalk gel,bul bir bahane...
Birazcık heves,biraz cesaret...
İlk günkü gibi duruyor hala..
Kalbin ömürlük,bende emanet...





Bahanelerine umut bağlamış bu yürek...
Dile dökmese de seni,
Adını anmaya korksa da,
Seni bekler...


Ummadığı anda karşısında görünmen için...
Kendisini düşünmezdi  ya hani;
Hiç olmayacağı kadar tuttu bencilliği...
Ne gecelerini sabah,
Ne de sabahlarını gece edebildi...
Sensizliğe beş kala,
Yaktı bütün saatleri... 






Dökülecek kelimeler seni telaffuz etmeye yakın,
Geçiştirdi tüm hecelerini...


Yokluğun da adı sendi,sevmelerin de, şarkıların da...




Kahrolası şu gurur!
Hep yaktı bizi...




Pazartesi, Ocak 04, 2010

Yine bir final haftasıyla karşı karşıyayız..


Sabah 9'da sınavım başlıyor..Ve saat 06.46 ben artık bunalmış nette durmaya çalışıyorum ki,uyumayayım...Kafamı koysam biliyorum ki biraz uyuyayım kalkarım derim ve telaş içinde sınava koştururum.Bu yüzden tutuyorum kendimi..Ayrıca 3'te bir sınavımız daha var.Baba sınavlardan birisi.Kredisi yüksek değil ama zor bir ders.Allah var,hocayı çok severim.2 dersimize giriyor,öğretmek için çabalıyor.Bir soruyo 20 kez sor,gık demeden her defasında güzelce anlatır.O denli iyi niyetli biri...Ama 10 ders ve 5 günde bitirmeye çalışan bir üniversitemiz var sağolsun rektörlüğe sevgilerimi yolluyorum burdan birde öpüyorum(!) günde 2 sınav bizi mahvediyorlar.Önemli sınavları da aynı güne koymayın bari ya..Kredisi yüksek olan dersler aynı günde bizi haşat ediyor!1 ay tatil yapıyoruz sonra.Bırak anasını satayım 2 haftaya yay hergün 1 sınav olsun razıyım bir hafta tatilimden çalınmasına...Rapor versen raporu kabul etmezler yani vize - final haftasında yanlışlıkla hasta falan olursak bittik yani.Geçen seneden biliyorum.Çocuk hastanede yatıyor ya ama raporunu kabul etmiyorlar..Bütünleme sınavı denilen bir olgu yok zaten.Yaz okulu paşa paşa...Ha, notlarım iyi şükür hiç sıkıntım yok ama panik atak var bende manyak gibi oluyorum sınava girip çıkana kadar.Sonra bir de notların açıklanmasını bekle...

Bu hafta iğrenç geçicek yani...Zaten tüpümüz bitti evde ! Tam nohut yemeği yapıcaktım,o gözlerimin yaşarmasına rağmen soğanları doğradım attım düdüklü tencerenin içine kavuruyorum,pembeleşmesini bekliyorum.Ana!Birden ocak söndü.Zaten abidik gubidik bişey  çakmakla yakmaya çalışıyoruz,ki benim bi takınım vardır ben öyle asla ocak yakamam,elim tutuşucakmış gibi gelir uzaktan yakmaya çalışırım o gaz yayılır yayılır en sonunda patlamasın diye kapatıp arkadaşı çağırırım yaksın diye...Öyle iğrenç bi takıntım var. Her neyse,ben denedim yine yakamadım,arkadaşı çağırdım gel yak bende sorun var yine dedim.Geldi yakmaya çalıştı yanmadı...Diğerini denedik olmadı..Ama içim parçalandı...Neredeyse bir dönem idare ettin bizi be tüp ne olurdu 5 gün daha dayansaydın! Bari nohutu yapsaydım be zalımmm tüp:(..Kaldı öyle soğancıklar yapamadık...Şimdi ne yiyeceğiz bilmem.Hazıra dayanıcaz sanırım ya da kahvaltılık...Tam da züğürt zamanımıza geldi.Yedik geçen hafta paraları kaldık şimdi dımdızlak.Tüpte olmuş 50 küsurat ay veremem ona o parayı şimdi.Babamdan sürekli para istemeye utanır oldum.Haftada bir baba bu,baba şu,baba ona bu lazım,baba bu lazım diye diye adamı da kuruttum.Hani bide küçük yer.Burda nereye harcanıyo bu para bilmem.Elde tutulur gözle görülür bir şey yok.Bir elektrik geliyor 90 tl..Bi tarafımızda ampul yaktığımız yok ki ampullere karşıyım:P Yani elde avuçta kalan para çok cuzi bir miktar ve bununla en azından 1-2 gün idare etmem lazım.Hoş sigaramı kutuyla aldım zam gelicek diye,sigara problemim yok ama habire bişey çıkıyo işte..Yetiş Hızır yetişşşş diye söyleniyorum artık:P

Allah'ım çenem tuttu yine...2 saat sonra sınavda yusuf yusuf olacak olan ben değilim sanki.Ve sanki diğer sınava kadar uykusuzluktan salak hale düşecek olan da ben değilim..Ama hep böyle benim...Uykusuzluk çeneme vuruyor...En iyisi noktalamak burda.Bana dua edin şu sınavları atlatayım da cumartesi günü Bursa'ma gideyim gezeyim yeğenlerimi seveyim...

Adiyos efenim..

Cumartesi, Ocak 02, 2010

Ben yoruldum...Söyle,senin gücün var mı hala ?

Yorulduğumu hissediyorum..
Beklediğim kadar yoruldum...
Sevdiğim kadar...

Zıt kutuplar hiç çekmezdi aslında birbirlerini...
Yani çekerdi ama,
Gök gürültüsü olurdu mutlaka...
Ardından sağnak bir yağış...
Güzeldi ıslanmak o yağmurun altında.
İliklerine kadar ıslanmak...
Hiç sıcak olmasa olabilirdi,
Hatta hiç güneş doğmasa.
Kabulüm...

 Ama kuruyordu üstüm.Ağır gelmeye başladı kıyafetlerim.
Rüzgar da başlamıştı üstelik esmeye...
Yoruldum...

Şarkı da söylediği gibi...


"Bir rüzgara kapıldım gidiyorum,

Sonu hayır mı? Şer mi  ? Bilemiyorum...

Hem çok seviyorum dostlar başına!
Hem sıcak demir aşk olsun tutana...

Hem çok seviyorum düşman başına!
Hem sıcak demir aşk olsun tutana..

Ben yoruldum;
Söyle senin gücün var mı hala?
Kaç yenilgi var?
Söyle ömürde Allah aşkına!

Akışına bıraktım gidiyorum...
Sonu hayır mı ? Şer mi ? Bilemiyorum...

Hem eriyorum günden geceye!
Hem kapı duvar verilmiş sözlere...

Ben yoruldum;

Söyle senin gücün var mı hala?

Kaç yenilgi var?
Söyle; ömürde Allah aşkına...




Çarşamba, Aralık 16, 2009

Ölür müydü sevgiler?

 



 Hadi uzat elini...
Tutabildiğin kadar sıcağım sana...
Uzandığın kadar uzak...


 Bir zamansızlığın hikayesi bu,
Yanlış yerde başladı belki de...

...Ve bırakmak eli,
En büyük hataydı.... 

......

Sakın...
Sakın tek bir kelime dahi edeyim deme...
Sakın tek bir yalan daha söyleme...
Niye biliyormusun?
Çünkü inanırım...
Onca şeyden sonra,
Şimdi tek bir cümle et,
Gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle,
Gerçek olmadığını bal gibi bilirim...
Ama yine de sana inanırım...
O yüzden;
Tek bir an bile beni gerçekten sevdiysen,
Sakın...

.....

 



Bir sevgi bin doğrunu götürebiliyormuş hayatta.Ben seni sevmelerin acısını çizdim duvarlarıma.Çok çatlak oldu elbet,çatladıkça sızdın yine en derin yaralarıma.Vazgeçemedim senden...Unuttuğum yerlerden hatırlattın kendini bana.Ben koşmaktan yorulmuş beden,dönüp arkama baktığımda,onca kalabalığın ortasında bir tek senin gölgeni gördüm...Ardımda bıraktığım can'ımın,benden gittikçe uzaklaşmasına göz yumarak ve nereye gittiğimi bilmeden,sadece sensiz olmaya koştum...
Yoruldum...
Varlığının anlamı bu kadar fazlayken yokluğunun tortusu beni yese de,razı oldum.
Çünkü sevdim.
Çok sevdim!

Ben sevdikçe sen nefret ettin...
Ben geldikçe sen kaçtın...
Ben ağladıkça sen güldün...

Sen sevgimi değil,beni öldürdün!
Hala tek bir kelimene ömrünü feda edebilirim.Hala seni en baştan,hiçbir şey beklemeden,ömrümün sonunda geleceğini bilsem,o son gün için dahi;hiçbir şey olmamış gibi sevebilirim...
Yapabilirim bunu...
Peki sen?
Sen ne yapabilirsin benim için söyle?
Benim kadar yıkılmayı göze alabilirmisin önce?
Göz yaşlarımın bedelini ödeyebilirmisin aynı hükümle?
Sen sevdiceğim..
Bana heba edebilirmisin ömrünü?
Ömrüme karşılık ömrünü istesem?
Verebilirmisin?

Yandığım..Yangınım...


Hadi koy seni benim yerime,
Sen sevebilirmisin kendini böyle?



 ....

/....Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez!..../
 

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Gittin..

Gidişin de gelişin gibiydi....
Doymamıştım oysa ki....



Sevmiştim,hem de deli gibi...
Sen benim yağmur sonrası toprak kokumdun...
İçime çekemeden,
"Benimsin!" diyemeden,
Gittin...
Havasını solumaya alıştığım bu kente adanmıştın,
Sen varsan var olacaktı herşey ve sen olduğun sürece yaşanacaktı tüm sevmeler...

Gittin...


Sığdıramadığım sevgini,ayrılıkla donatacaktım...
Mecburdum...


Yine sen  varsın diye baktığım tüm yerler burnumu sızlatacak...
Seni görmeyi umduğum tüm yerlerden başımı çevireceğim...

Sen,
Hiç umulmadık anımda,
Yaralarımı sarmama sebeptin...


Sen,
O güzel yürekli adam...

Bil ki, 
Hep seveceğim seni...

Salı, Aralık 08, 2009

Yapamazsın...



Sevmeler sana göre değildi...
Ya da bağlanmak delicesine...
Sevemezdin sen...
Ağlayamazdın hiç gidenin arkasından...

Ah gidişin!...
Hiç  hayr-ı alamet değildi...
Kısa kesilen bir sevda kalmıştı geride...
Umrunda da değildi...

 Kaçtıkça yakalandın...
Vazgeçtikçe bağlandın...
Unuttum dedikçe hatırladın...
 Aslında sevmek istedin...
Ve delice sevilmek...

 Birisi tutmalıydı elinden,
Seni dünyanın öbür ucuna kadar götürmeliydi neşesiyle...
Huzurdu istediğin,
 Çayını yudumlarken keyiflice tat alacağın...
Herşeye nedenin olmalıydı...
Herşeyin olmalıydı...

Olamazdı...
İzin veremezdin...


Sen kaçan oldun,sen vazgeçen...
İşte bu yüzden...
Yapamazsın...
Yürekten sevemezsin sen...









Cumartesi, Kasım 28, 2009

Ben ki yollarımı sana doğru çizmişim...




Yıktığın bu şehir hayrandı sana...

Kalıntılarını toplayacak gücü yoktu ama,

Uğruna feda edilecek çok şeyi oldu,

Sana dair...





Yazılası, çizilesi türden değildi anlatmak istediklerim.

Bir kalem ya da bir kâğıt ile özetlemek haksızlık olurdu bu aşka…

Savruldum…

Savrulurken çarptığım tüm duygular acıttı canımı.

Hepsi sana çıkıyordu bir yerde;

Seninle karşılaşmayı kaldıracak cesaretim yoktu…

Kendimi ararken sen yansıyordun aynalarda…

Suretsizliğimden utandım…



Yanlıştı,

Yokluğunun acısını kadehlerde aramak…

Hiçbir sigara paketinde bulamamak seni…

Şarkılara sövmek, seni hatırlattığı için…

Kendimi bulmaya çalışırken sende kaybetmek…







Günahtı bu denli sevmek seni…/ En büyük günahımdın…


Bana düşlerini ödünç versene,
Merak ediyorum içlerinde var mıyım?
Hadi bir yalan söyle bana
De ki; “sen yaşıyorsun her birinde”
Çocuk gibi inanayım...

Olsun;
Yüzündeki zorlama tebessüm kadar güzeldir,
Yalancı düşler.....
Merhem olur yaraya
Çok hırpaladı kalbimi,
Bu hesapsız vazgeçişler...

Merak ediyorum sendeki beni
Bilmiyorum ne kadarım?
Bana düşlerini,
Bir geceliğine ödünç ver....
Kendime, senin yüreğinle bakayım
 





Pazar, Kasım 22, 2009

Her Gün Öldürüyor Gidişin..













"Keşke o yağmurlu günde seninle yağmura karışıp eriyip gidebilseydim!



Keşke seninle birlikte kayıplara karışıp yok olabilseydim!



Sevgilim!..




Doya doya elini tutamadan,tenine dokunamadan,göğsüne yaslanamadan kaybolup gittin.




Öyle üzgünüm ki..."





"Seni,nefes aldığım her an,sevmeye devam edeceğim...



Bundan hiç vazgeçmedim!.."











Birini deli gibi severken, onun bir başkasını tutkuyla sevdiğini bilmek kadar öldürücü bir duygu var mı acaba?








Ya da gerçek aşklar hiç ölmez mi?










Suçluyla masum, günahla sevap, doğruyla yanlış, geceyle gündüz iç içe geçti. Duvarlara tırmandıran kıskançlık, uykuları kaçıran hırslar.






Evdeki sesler aşkı fısıldıyor dolunaylı gecelerde. Tutkulu bir aşkla delilik arasındaki sınır gittikçe inceliyor.. Ürpertiyor..








'Bir ağaç gibi olacağım. Varlığımı bile hissetmeyeceksin. Öyle sert, sessiz duracağım yanı başında. Ama gölgem hep üzerinde olacak. Sen beni sevmesen de senin hayatını güzelleştirmek için yanı başında dikili duracağım. Hep ayakta olacağım, içimi kurtlar da kemirse, gıkım çıkmayacak. Beni kimse yenemez, kimse bükemez bileğimi. Bir tek bu aşk...'




Yaklaşık iki hafta kadar önce almıştım bu kitabı.Sınavlar bitince okumaya başlayabildim...Kitap aslında klasik bir hikaye üzerine kurulu.Zengin kız,fakir erkek ve kızı seven manyak bir adam.Anlatım akıcı ve sürükleyici olduğu için kitaptan sıkılmıyorsunuz.Sadece sonu oldu-bittiye getirilmiş...Bence bir kaç sayfalık daha ömrü olabilirdi.






Güzel ve zengin Ebru,yakışıklı ama fakir olan Metin'e aşıktır.Tabi Metin de Ebru'ya..Ebru'nun babası deli Ömer kızını (aslında iki kız kardeşlerdir yani iki kızını da sakınır ama diğer kardeşin aşkla meşkle ya da erkekle ilgisi olmadığı için sıkılmaz) gözünden sakınır.Başlarda çok fazla sıkı yönetimde olmayan kız,göze batan hareketler yapmaya başlayınca babası tarafından ona koruma atanır.Bu kişi psikopat Fatih'tir.Fatih Ebru'ya yanıktır...Zamanla içinde bastırdığı bu aşkı,kızı başka bir erkekle görmeye başlayınca kıskançlığını zarar verecek boyuta taşır.Aşk kendini tutkuya bırakır.Deli Ömer'e bir şekilde açılan bu koruma Fatih,ilk başta ağır bir tepkiyle karşılaşır ama Ebru'ya olan sevgisi herşeyin üstündedir ve yılmadan isteğini yerine getirmeyi kafasına koymuştur.Nihayetinde deli Ömer'i de ikna etmiş zorla kızı ile evlenme yoluna girmiştir.Ebru dayak yer ama Metin'e olan aşkından vazgeçmez.Direnir..Ama bunu Metin ile paylaşmaz..Bunlardan habersiz zavallı Metin'im de psikopat Fatih'ten tehditleri almakla yetinmeyip üstüne bir güzel de dayak yemiştir.Ebru Fatih'i kızdırdıkça,Fatih hırsını Metin'den çıkarır..En sonunda gözü dönen Fatih,tuttuğu adamlarla Metin'i öldüresiye döver ve tenhada bir yerde gömer...İşte buradan sonra Metin'in akibetini bu işi tezgahlayan Fatih ve çetesinden başka kimse bilemez.Metin'in kaybolduğunu duyan Ebru kahrolur,hastanelere düşer..Metin'in ailesi de perişandır..Aradan 5-6 yıl geçer..Ebru malesef Fatih ile evlenmek zorunda kalmış ve ondan bir çocuk dünyaya getirmiştir..Kıza evlendikleri gün zorla sahip olan Fatih bir daha avcunu yalamış,sadece kağıt üzerinde beraberlikleri kalmıştır..Yine de Ebru'dan vazgeçmez ama o kadar aşık olan bu denyo kızı bir anda aldatıverir..Ebru'nun umrunda değildir bu...Zaten onu hiç sevmiyordur ve sadece çocuğu için katlanır...Çocuk deli Ömer'i bile yola getirmiştir.Deli Ömer küçücük çocuk karşısında daha da küçülmüş,babalığını yapamamış ama dedeliğin keyfini çıkarmıştır..Gel zaman git zaman işler yavaş yavaş değişmeye başlamıştır..Ebru Metin'i unutamaz ve onun için birşeyler yapmaya çalışır...Fatih de dellenmiştir.Hemen hemen 6 yıldır onunla olmayan karısı yüzünden abazalığını deli Ömer'e kadar duyurmuş,psikopatlığını tescilletmiştir..Bir gün Ebru, ablası ve çocuğu ile beraber tatile giderler.Tatil yaptıkları yer de, Metin'in gömüldüğü yerdir.Ruhani bir huzura ermiştir orda Ebru...Bunu duyan ve deliren Fatih onun yanına giderken trafik kazası geçirir ve ölür.






İşte kitap burada biter..








Neydi ne oldu derken bi anda kitabın sonunda buldum kendimi.Aslında kötü sayılmazdı bana göre kitap ama şu son beni bitirdi..








Neyse..






Bazen birini sevmek insanı düşüncesizliğe,bencilliğe itebiliyor..






Benden başka kimseyle olmasın isteniyor..






Buna dair şarkılar bile çoktur: "Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar..." gibi..






Yahu neden sevmesin senin sevdiğin kadar?








Hem sevse nasıl bileceksin ki?






Bunun bir ölçüsü varmıdır?








"Benim ki 5 birim fazla çıktı aldım ulen onu" diyebilme şansımız varmıdır?








Sen seversin,çok seversin.Ama ben severim ve o da beni sever.




E ne oldu şimdi?




Hani bir söz vardır ya: " Elmayı seviyorsun diye,elmanın seni sevmesi şart mı? Değil.."






Ha istenir sevmesi o ayrı..






Ama sevmiyorsa sevmiyordur.








Ve kimseyi zorlamanında bir alemi yoktur,olmamalıdır..








O kişinin düşünceleri alınır mı?








O da seni sevmiyordur kardeşim..








Maçoluk işlemiş biraz bünyelere.








Ya benim olacaksın ya toprağın felsefesiyle gitmez bu aşk meseleleri.








Bu kimseyi de mutlu etmez.İnanın bana etmez..






Aşk konusunda mutluluk tek taraflı olunamaz.








Evladını seversin,anneni seversin,babanı seversin bunlar tek taraflı olunabilecek sevgiler.








Ama bir sevgilini ya da eşini yalnızca ben seveyim o beni sevmese de olur düşüncesini besleyerek gitmez bu.








Bir yerden sonra motor su yakar ve zarar verir.






Ne alabilirsin o zaman karşındakinden?




Düşünsenize karşınızda nemrut tipli,suratsız,habire ağzı kötü laf yapan biriyle berabersiniz.Nasıl sevginiz devam eder?






Bir de karşınızda sevginize sevgiyle karşılık veren,en basit işleri bile yaparken zevk aldığınız,yüzünde tebessüm olan biri..






İşte o zaman huzurlu ve mutlu olabilirsiniz anca..








Aşk zor bulunup kolay harcanabilir.






Bu devirde aşk yoktur da demeyin,önemli olan o kişiyi bulabilmek.






Emin olun bu devirde de, bu devirden sonra da aşk her daim olucak.








Çünkü insanlarda kalp denen bir şey var.






Ve bu nasıl bir insan olursa olsun illaki varlığını gösterebiliyor...








Sevdiğiniz varsa ve seviliyorsanız kıymetini bilin..Onun için herşeyi yapmayı göze alın..






Kendinizi geri çekmeyin.






Aşkınızın,sevginizin peşinde olun.








Hiçbir şey kaybetmezsiniz...






Eğer yoksa sevdiğiniz biri ya da sevilmiyorsanız üzülmeyin,karamsar olmayın...








Elbet vardır bir yerlerde sevebileceğiniz biri ve elbet sevileceksiniz..










Umarım herkes güzel yürekli ve yüreğinin değerini bilen insanlarla karşılaşır.Sever ve sevilir..









Salı, Kasım 10, 2009

Koca Yürekli Ata'm..




Sen,çaresizlikler içerisinde yaşadığın bir ömrü bir ülkenin geleceğine adadın.
Kolay değildi!
Olduğun makama güle oynaya,çalıp çırparak gelmemiştin!
Yıllarca mücadele ettin..Yıllarca didindin!
Sen 10 Kasımlarda hep yaşıyordun aslında..
Sen Ata'm,bu hallerimizi gördükçe kahroluyorsun..Asıl şimdi ölüme yaklaşıyorsun!
Ne acı..
Ölümü göze aldığın halde kurtardığın bu vatan evlatlarının iğrenç ağızlarına seni alarak o mide bulandırıcı karakterleriyle Sen'i anlamamaları,laf söylemelerinin tarifini ben yapamıyorum..
Affet!!
Senin suçun değildi Ata'm! Sen;namusun,şerefin,onurun ne kadar yüce olduğunu anlatırken onlar belden aşağı çalışan akıllarını başka yerlere yoramadılar..


Senin dünyaya veda edişini kaldıramadı yürekler..Hatta en yakınındaki insan,yaverin bile Senden sonra yaşayamayacağını düşündü..


Uğruna ölümü göze alınan Ata'm! Hala bu denli sevenlerin var,bilesin..
Ölmek sadece,bedenin son bulması değildir.
Bir insan yaptıklarıyla,eserleriyle yaşar.
Bunlar olmayınca yok olur anca.
Sen ölmedin koca yüreklim..
Hiçbir zaman da ölmeyeceksin...





" Yaradan hey Yaradan!
Dört yıl değil bin yıl geçse aradan
Sensin ateş diye kanımızdaki
Sesin ışık diye önümüzdeki!
Ey yanımızdaki
Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan
Sınırsız mavi umman hey!
Yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazardın
Sen her köpürüp taşmanda;
Her konuşmanda
Milletin alın yazısını yeniden yazardın..


Bakışların inanmayanı ezerdi
Sağ kolun bir tırpana benzerdi:
Başlardı yurt tarlasında düşüncenin hasadı.
Cümlelerin ya örsten kalkardı
Ya çıkardı kından.
Başak saçların sarkardı harman alnından:
Halk, biçilmiş ekin gibi, düşerdi dizlerine.
Milyonlar katılırdı sözlerine
Mıknatısa koşan zerreler gibi.
Köhne kanaatler, köhne küreler gibi
Sözünde çarpışıp düşerdi.
Tam sustuğun gün kıyamet oldu
Tam konuştuğun anlarsa mahşerdi:
Rab, gökte "dinleyin" derdi meleklerine;
Yıldızlar girerdi yeni mahreklerine;
Nehirler kavuşurdu yeni denizlerine:
Halk biçilmiş ekin gibi düşerdi dizlerine.
Şimdi nöbetçi olmak için Anıtkabrine
Tamamlayabilmek için tavafını
Sarmış yalın kılıçlar gibi etrafını
Tutuyor nöbet..


Bu millet:
Bu, vaktiyle ayaklarını ummanlar yalayan,
Bu, üç kıtayı atının nallarıyla damgalayan,
Bu, Timur'u, Atilla'yı, Oğuz'u
Bu, Yıldırım'ı, Fatih'i, Yavuz'u
Bu, seni yetiştiren ulu millet.
Vakar ve haysiyetle dimdik
Uyanık, tetik
Anıtkabrinde tutuyor nöbet.
Dünya dönüp dolaşıp
Boğazlaşıp dalaşıp
Ergeç ve ancak
Milli misaklarda karar kılacak.


Ey en büyük usta!
Düşünen olmadı bu hususta
Senden evvel ve senden ileri.
İlk müjdeyi, ilk haberi
Senden almıştı cihan
Ta o zamandan
Anlayamadığına yansın.
Sen, dünyanın dönüp dolaşıp geleceği
Uğrunda milyonların seve seve öleceği
En büyük maksat için
Dünyaya ilk karşı koyansın.
Nasıl içimizdeysen bütün varınla
İşte öylece dünya davalarındasın!
O ışık saçların, o alev sözlerinle
O gök gözlerinle sen.


Ey ıssız geceler içinden
Bize eşsiz sabahı getiren!
Ey asırlardır dul bayrağın eşi,
Ey geceyarılarımızın güneşi,
Ey ışık saçlar,
Ey yele kaşlar,
Ey çekilmiş hançer bakışlar,
Ey fikri döven şakaklar,
Ey kalem parmaklar,
Ey ay-yıldızlı el,
Ey en güzel,
Ey en büyük,
Ey Atatürk!
Getir dudaklarını bir bir alnımıza koy,
Dağlansın ateşinle bu soy.
Oy Atatürk oy!


İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:
Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez
Biz varken senin hisarının burçları:
Bakışlarımız kılıç uçları,
Bekliyoruz devrimini biz.
Çökmeyeceğiz diz..


İsterse hayat zehrolsun,
İsterse refah kahrolsun,
İsterse kurşun düşsün yanımıza, belimize,
İsterse geçinmek için, bir dilim
Kuru ekmek geçmesin elimize.
 Helal gelmez bizim ateşimize;
Dünya düşse peşimize,
Yer sarsılsa yerinden,
Ne senden geçeriz, ne senin eserinden...
"




Cuma, Kasım 06, 2009

Oysa ben seni seni seni hala...


Bazen hayat, allak bullak ediyor herşeyi bir anda..
Düzene girdi-giricek derken yine kayıyor avuçlarından..
Merdivenlerden çıkarken tek tek adımlamayız bazen,bir an önce çıkmaz isteriz ya hani;adımlarımız karışıverir..
Tam düşecek gibi olurken tutunmaya çalışırız..
Panik yaptığımız an daha da karıştırır,düşeriz..
Şuan tam bu durumdayım..
Merdivenlerden ilerlerken başladığım yere geri geldim..



Evimi özlüyorum.Ablalarımı,yeğenlerimi..
Annemi özlüyorum..Babamı..
Bir zamanlar hep beraber olan bir aileyi...
Aslında tam anlamıyla huzur olmayan bir evdi.Her an ufacık sebeplerden patlayabilecek bir bomba gibi, tartışmasız günümüz geçmedi.Kendimi bildim bileli böyle oldu bu.
Şimdi hayal meyal gözümün önüne gelen çocukluğum..
Yaşayamadı tam yaramazlığını..
Bir misafirliğe gittiğinde annesinin dizinin dibinde oturan,orada bulunan çocuklarla oyun oynamaya bile çekinen,içine kapanık,biraz tembihli biraz çekimser bir çocukluktu..
Uzaktan bakardı çevresinde olup bitene..
Kırıp dökmedi hiç bir eşyayı ve hiç oyuncaklarına zarar vermedi..
Zaten sayılı oyuncakları vardı.Olanları da kaybetmek istemezdi.

Annesi ve babasının tartışmalarını duyan,yatakta uyuyormuş numarasıyla gözünü kapatan ve hiç kalkmak istemeyen...
Tam kendi evine,odasına ısınırken ananesine taşınmak zorunda kalan..
Hiç haberi yoktu,ananesinde kaldığı zamanlarda dayısı sayesinde sevmeye başladığı Levent Yüksel'in "Med Cezir" albümünü, yıllar sonra dinlediğinde o günler aklına geleceğinden..
Babasıyla çay bahçesinde görüşmesine anlam veremiyordu..
Halbuki bir evleri vardı?..
..

Aslında severdi babasını.Annesine karşı yaptığı haksızlıkları bilse de severdi.
Babasıydı çünkü..
Ne yaparsa yapsın babası..
Her küçük kız,ilk önce babasını sever..
Babasının onu sevmesini,sevgisini belli etmesini ister..
Hatta şakalaşmasını,yanaklarını acıtana kadar sıkmasını,öpüp koklamasını..
Bu çocuk,bu küçük kız yıllarca bunu bekledi..
Babasının bir gün bu kızı öpüp koklamasını,yanağını sıkmasını ya da herhangi sevgi belirtisini işte..
Olmadı..
Her baba böyle olacak değil ya? Herkes sevgisini belli edicek değil ya? diye avuttu durdu kendini..
Bunları düşünerek uzaklaştı ondan..
Ondan hiç bi zaman nefret etmedi..
Yaşananların her anını kazıdı beynine.
Yine de nefret etmedi..
Kırgındı..
Hep çocukları için çalışırken; çocuklarının neler düşündüğünü,neler hissettiğini unutan bir babası oldu..
İhtiyaçlarının sadece para olduğunu düşünen,sevgiye aç bırakan baba..



...
Yıllar geçti..Hiç birşey değişmedi..
Baba aynı baba kaldı,kız hala küçük..
Sadece artan yaşlardı..
Duygular,hissedilenler aynı..
Aradaki mesafelerde..

Yine yollar ayrılığa bakıyor..
Bu sefer hem 1 sene önce vefat eden ananesinin evinde dayısı ve annesiyle beraber , hem de  daha fazla eşya ve daha az sessizlikte kalışlar arasında gidip gelicek.

Kime sığınacak bu zamanlarda bilinmez..Yaşayıp öğrenilecek elbet..



Babasını sevmek istedi bu küçük kız...Ve babasının da onu sevmesini..


İlk sevdiğim erkeğin babam olmasını istedim..
Ama asla babam gibi bir erkeği sevmek istemedim!



Perşembe, Ekim 29, 2009

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!





Milletimizi severiz,Türk olmaktan gurur duyarız,ırkçı oluruz..Vatanımızı seviyoruz deriz,faşist oluruz.Orduyu severiz,yönetim düşmanı oluruz.Atatürk'ü severiz, siz puta tapıyorsunuz(!) derler dinsiz oluruz..
Ama kendileri istedikleri gibi davranırlar özgür,demokatik yani adam(!)  olurlar..
Size ne kardeşim!! Size ne???
Siz de o yürek yok diye,ne diye olanlara sataşırsınız!
Hala gücünüze mi gidiyor bu ülkenin "Türk"iye Cumhuriyet'i olması??
Yoksa korkularınız bitmedi mi ???
Okuyun,öğrenin ve düşünün.
Bu ülke nerden nasıl doğdu diye..
Hiç bir insan oğlu korkutmaz beni, cahiller dışında.
Ve bu ülkeyi asla yedirtmezler size..
Elbet dönecek bu devran ve elbet adalet yerini bulacak..
Vatanımı,milletimi,ülkemi,ordumu,Atatürk'ümü seviyorum diye,
ırkçı,faşist,yönetime düşman,dinsiz isem;
Bundan gurur duyuyorum!
Bunu kimse de yargılayamaz,hiç kimse!

Sevgili Volkan Konak'ın dediği gibi,
"Benim bestelerimi beğenmeyen biriyle ahbaplık edebilirim.
Tuttuğum takımı beğenmeyen biriyle ahbaplık edebilirim.
Sevdiğim kadından hoşlanmayan bir insanla zorlansamda ahbaplık edebilirim.
Ama...
Yenilmez şovalyemiz koca yürekli Mustafa Kemal`i sevmeyenle ahbaplık edemem."
Bende etmem kardeşim! Ne Atam'ı ne de vatanımı,milletimi sevmeyen biriyle ahbaplık edemem!!
Etmem..
Çevrem de böyle bir insanın olması mümkün değildir..
Kaldı ki bu internet aleminde asla etmem..
Böyle büyüdüm,böyle yetiştim..
Yeğenim bile bir buçuk yaşında iken Atatürk resmini görüp,öpen ve Atatürk diyebilen bir bebekti..
Atatürk'ü sevmek;vatanını sevmek..Milletini sevmek..Ülkesini sevmektir..
Ne mutlu Atatürk'ü sevene.. Ne mutlu Türk'üm diyene!




Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız. 1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)

• Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. 1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)
• Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.
 

 



Cuma, Ekim 23, 2009

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm!

 




Üzgünüm!
Hemde çok üzgünüm sarı saçlım, mavi gözlüm!
Layık olamadık sana!
Ne kadar üzgünsündür şimdi,durup bize baktığında!
Neler umdun,neler gördün değil mi?
Affet!
Ne sözlerine sadık kalabildik,ne de yaptıklarının değerini bilebildik!
Hergün senin resminin altında,vatan hainliği yapıldı.
Asla tahammül edemeyeceğin şeyleri gözlerinin önünde yaptılar.
Eminim sarı saçlım,mavi gözlüm! Eminim..
Utandın..Yıkıldın..
Seni dinsiz diye suçladılar aldırmadın,
Hain dediler güldün geçtin...
İğrenç yakıştırmalar yaptılar,
Resimlerini abuk sabuk hallere soktular ilgilenmedin..
Ama,
Canlar verilerek ve canını vererek alınan bu vatana,
Göz göre göre soktular hainleri..
Yıktılar tüm atalarını,haysiyetlerini,şereflerini..
Onlar kendilerini "barış elçileri" olarak görürken ve
buna bir zamanlar senin koltuğun olan yere sahip olanlar kabullenirken,
Sen utandın sarı saçlım,mavi gözlüm sen!..

Bir kadeh rakına taktılar kafayı...
Seni kahpece öldürmeye çalışan bu it soyları,
Rahat rahat işlerine devam ediyorlar bu günlerde..

Rakı içmen hataydı sarı saçlım,mavi gözlüm hata!
Senin hiç bir keyife ihtiyacın olamazdı!!
Hem yaptığın işlere bulurlar bir çirkeflik,
Hem de içtiğin rakıdadır o it soylarının gözü!
Hatalısın..Ömrünü adadığın bu vatandan sana kalan bu kısa zamandan kayif aldığın için!
Senin oğlun olabilirdi,bir gemicik alırdı yahut tavuk çiftlikleri.Belki de küçük yaşta iş adamı olurdu!
Düğün yapabilirdin,boğazda bir yat içinde şeyhlerle beraber !

Ülkenin ekonomisi yerle yeksan iken bir kaç yılda onlarca yıl ileri taşıdın.
Hatalıydın! Teğet geçmesini beklemedin..Psikolojin kötü olsaydı zira ne yapacaktık??

Açılım istemedin "Ne mutlu Türk'üm Diyene!" denmesini istedin sadece!

Yazık!!!

Öfkemi anlatamam..Hele hele utancımı asla Atam!
Mavi gözlerine hayranlıkla bakamıyorum artık!
Sanki suçluyor bakışların..
"Emanetime hıyanet ettiniz,yıktınız tüm güvenimi!" diye ya dersen Atam???


Gücüme gidiyor artık haberleri izlemek...Yüreğim kaldırmıyor o ekrana bakmaya..Pişkin pişkin sırıtan o suretleri görmeye!!

Hala umutluyum!...  Güvendiğin Türk Genci   devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisi olacaktır elbet!!

 Sarı saçlım..Mavi gözlüm..

Çok özlüyor,

Çok seviyoruz seni!!

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Ayrılık...



Buruk şarkıları dinleyerek başlamıştı ayrılık havası..Ne yapsa bilemedi yüreği..







Aslı’nın halleri bu belirtileri göstermeye başlamıştı.Nereye dönse yüzü ayrılığa çarpacaktı.Çünkü nereye dönse hep O’nun hayalini görecekti,hep ondan bir şeyler anımsayacaktı çevresinde..Gözleri karardı bir an..Sıkı sıkı yumdu göz kapaklarını..Tekrar açtı gözlerini bu kasvetli havanın hala devam ettiğine inanmak istemedi, tekrarladı..Bir daha bir daha..


Ama aynıydı..


Hem hava,hem de yüreğinin acısı..






Bir sigara içmek istedi.Paketini yokladı az kalmıştı..Bu gece bu paket yetmezdi ama bu soğuk hava da nasıl dışarı çıkacağını düşündü.Biraz daha sonra,” gece olmadan almalıyım” diye erteledi..Yüreğinin yorgunluğu bedenine işlemişti sanki..Paketinde az sayıda kalan sigaradan bir tane çıkardı.Çakmağını yokladı.Lanet olası çakmak yine kayıptı!Çevresine bakındı.


” Nerede bu !” bağırışlarının ardından cebinde buldu çakmağını..Zar zor da olsa yaktı sigarasını..Derin bir nefes aldı sigaradan.Dumanını izlemeye daldı..






“ Ne kadar kolay bitişler!”


“Oysa ne zordu O’nu yüreğime eklemem”






Sesli düşünceleri bir bir yankılandı karanlık oda da..Artık içi kabul etmiyordu hiçbir düşünceyi;dolmuştu zira, birbirini kovalayan noktalama işaretlerinin anlamsızlığından..Mutfağa gitmek istedi,iyice uyuşmuştu bedeni..Bir çırpıda kalktı yataktan,beyninin uyuşmasını istiyordu.Evet evet!Yapmalıydı bunu..Daha rahat söverdi hayata,üç-beş şarkıyı da daha bağıra bağıra söylerdi.Eli telefona gider;ilk önce mesaj yazardı,ulaşmayınca aramaya koyulurdu.Bunu yüzüne karşı söyleyebilme cesareti doğardı:


“-Ben sana bu kadar kötü ne yaptım!Neyin bedeli bu ödettiğin? Neyin günahı çektirdiğin?


(Karşıdan bir süre ses gelmezdi belki..)


Aslı: Sana söylüyorum!Cevap ver!






(Ne diyeceğini şaşırırdı bu cevap karşısında…)


O : Ben..Ben böyle olsun istememiştim!






(Kahkaha duyulmaya başlardı telefonun diğer ucunda,Aslı böylesine gülmemiştir uzun süredir!)


O: Ne yaptığını sanıyorsun sen?






Aslı: Aptalsın sen!Aptal! Nasıl sevdim ben seni?? Nasıl o yüreğini yüreğim bildim!






O:Aslı? İyimisin?






Aslı: Senin yokluğunda ezilen bu bedenin nasıl iyi olmasını beklersin şapşal!”






**




*




*





Gibi bir konuşmanın geçebileceği ihtimalini düşündü..Ama aramak istemedi…


Buzdolabında bir kenara itilmiş,keyif içkisi niyetiyle alınan şarabın efkar içeceğine dönüşmesi birkaç dakila Aslı'nın donup kalmasına neden oldu…Kendine geldiğinde buzdolabından çıkardı şişeyi ve geri döndü odasına..






İçti..İçti..


Beyaz şarabın tadı hiç bu kadar acı gelmemişti..


Yine de içti..


İçtikçe acısı arttı..


Duvara fırlattığı içki şişesinin paramparça oluşuyla kendisine geldi.


Bir an durdu.


Aynaya baktı.


Gördüğü suretin kendisi olduğuna inanamadı.


Hıçkırıkları,isyanları uğultu olmuştu…


Kulak tırmalayan bir uğultu…


Müzik sustu..


Kız olduğu yere yığıldı.


Bilinci açıktı oysa ama hareket edemedi..


Gözlerini kapadı..Yumdu sıkı sıkı..


Süzülen gözyaşları,acının yüreğindeki diğer ismiydi.






Değermiydi?


Bu kadar kolay vazgeçilen bir aşk için,


Yüreğini parçalamaya değermiydi?






Ayrılıklar sevdaya dahil değildi aslında,bu geride kalmışların uydurduğu bir bahaneydi.Çünkü hiçbir ayrılan sevgili kalamadı.Çünkü sevgiler hiçbir zaman, başlarken yaşanan heyecana layık olamadı..Elde kalan hep kırgınlıklar oldu..Ve yeni aşka verilen tövbeler…Onları unutarak sevdaya başlamamız...Bundan belki de…Çektiğimiz çileler, ettiğimiz tövbelerin bedeli…Ve bunlar,hep ağır ödendi…