Siir ~ Yazi Bahçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siir ~ Yazi Bahçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 08, 2010

İstanbul sen, Sen İstanbul’sun şimdi

Nasıl Borçluysan Beni Yaşamaya, Öyle Mecburum Seni Yaşamaya... 

 

Seni yaşamayı kendime borçluyum.
Gözlerinin yeşili ve kahvesi gibi
Karmaşığım bu gün.
Boğazda senden izler
"İstanbul sen,
Sen İstanbul’sun şimdi "


"Sen İstanbul
İstanbul senken
Üstelik boğazda düşlere yelken açmışken,
Bu sevdadan kaçmak imkansız.
Nasıl borçluysan beni yaşamaya,
Öyle mecburum seni yaşamaya…"

Funda Bilgili


 

Artık şaşırmıyorum.Ne zaman senden laf açılsa arkadaş sohbetlerinde,ne zaman aklıma düşsen seni özlesem,ulaşıyorsun bana.O ana kadar üzülen,canı sıkılan ben değilmişim sanki.Her şey siliniyor aklımdan elim titriyor sana cevap yazarken.Ve hep geç kalıyorum:) Umursamıyorum ki telefonu...Sesi dersten kalma kısık,odanın bir köşesine atılmış duruyor hep.Bu yüzden göremedim mesajını yine...Yine sen de ilk mesajda cevap alamayınca alınganlınlığını göstermişsin.Her zamanki gibi:) Aklım karışıktı oysa bugün.Nedeni çok saçma aslında hep kendi aptallığım...Neyse...Sayılı günler çabuk geçer diyorlar ya? Evet geçiyor...Ama nasıl?...Çok zor! Gerçekten zor...Baktığım her yerde sen varken,artık sadece iç geçirmelerle yürüyorum...Yaklaşık 10 gün kaldı gelmene...Aslında seni görmeyeli 1,5 ay oldu.Ama özlüyorum...Bu kadar sık arayıp sormandan da özlediğini anlıyorum:) Hani burda olsan her gün bi şekilde görüşebildiğimiz için anlayamıyorduk bunu.Atışır,söylenir,küser,barışır giderdik...Tabi hiç göz göze gelmeseydik...Dilin söylemese de gözlerinden kaçıramıyorsun gerçeği...Belki ben de inanırdım sevmediğine;beklemediğin bir anda başkası varken yanımda,karşılaştığımızda  gözlerinde gördüğüm o endişe anlamama yetti seni...


Gel hadi...


Gel ki şehrindeki son günlerimi seninle doya doya geçireyim...Bir daha nasıl bir araya geliriz ya da ne oluruz hepsi soru işareti şimdi...


Bekliyorum seni...

Pazar, Nisan 25, 2010

Aşk der ki;

Yorulacaksan, zorlanacaksan, şikayetçi olacaksan, keşkelere sığınacaksan,söze "ama" diye başlayacaksan, girme aşk yoluna; aşk yolunda "u" dönüşü yoktur! Aşk der ki sana: Yolumdaysan başım feda yoluna,ama bil ki seninde başını isterim yoluma. Kahır, kapris gelecekse senden amenna! Ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma!... Aşk bilek gücü değil “YÜREKTİR”! Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara..

Pazar, Mart 28, 2010

Ah...Bu gidiş gelişlerin!

Hiç beklemediğim anda gelmiştin.
Bin kez öldüğüm yerden bir kez daha doğarak...
İstedim seni.
Hiç bir şeyi umursamadan,
Hatta hiç konuşmadan,
Yanımda olmanı istedim.
Kimdin,nereye gidecektin ya da kime aittin önemli değildi.
Sen vardın,yanımdaydın.
Bakışın yeterliydi seni kendimde bulmama-kendimi sende kaybetmeye.

Çoğaldın.

***

Her gelişinde evime,bir parçan daha eklenirdi.
Sana ait o kadar çok şey biriktiki..

**

Beni üzmeye kıyamayan adam.
Nasıl yaraladın beni?
Nasıl yok yere mahvettin bizi!

Yetmiyor,gidiyorsun!
Hoşça kal diyemeden,bir kere daha sarılamadan.
Yabancılaştırıyorsun bizi.
Bu şehri,evimi,kendini...
Elimden birşey gelmiyor!
Gidişini seyretmeye mecalim yok.
Susuyorum,senli konuşmaların ortasında,
Herkes seni sorarken,seni anlatırken.
Susuyorum.

Ne tarafa baksam seni gördüğüm bu yerde, beni sensizlikle cezalandırıyorsun.

Nasıl geldiysen,öyle gidiyorsun...


Pazar, Mart 14, 2010

Sustum

Ne kadar küfrüm birikti sana bir bilsen!

***
Senli-sensiz hayata iğreti tutturulmuşum.Süregelen bir hayıflanma bu içimi kemiren...

Lanet olsun...

Ne kadar umrundaki?

Ne kadar benim oldun isteyerek? Ne kadar ben olabildin...

Sorgulamaya başladıkça başa döndüm,başa döndükçe kayboldum...

Elimi kolumu bağlayışına şaşırarak...

Sustum.

Hiçbir hece fayda etmeyecek şimdi kelimelerime.

Hiçbir cümlem anlam kazanmayacak...

/Hiç kimse sana benim gibi parçalanmayacak...

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Hayal edip öptüm seni...


İmkansızlığına inandırıyorsun kendini.
Yolun herhangi bir köşesinde yakalanıyorsun O'na.
Sımsıcak geliyor dokunuşu yüreğine...
Nerden geldiğini yada kiminle olduğunu umursamıyorsun.
Sev diyor içindeki ses o an,
Sıcaklığını al,solu nefesini.
Bakmak istiyorsun gözlerine aralıksız.


Mutluluğun bir parçası döndürüyor başını.
Hava mı soğuk?
Yakıyormu yoksa?
Düşüyor musun?
Ne gam!


Telaşsız,zamansız...


Ama burkulacak yüreğin farkındasın,
Beraber gidilmeyecek bu yol.
Herhangi bir yerden sapacaksın yalnız...


/Tutuldu bir kere hayat,lades!/


Yine de değerdi...
İmkansızlığına da,sıcaklığına da...




Belki  bir gün... Belki yine...


Yanyana....


Cuma, Ocak 08, 2010

Kalbin Ömürlük Bende Emanet..


Sen benim..İçimdeki...Büyük yangınların adı...
Ben senin..Gecendeki mavi yada günündeki sarı..
Sen benim, şehrimdeki bütün sokakların adı..
Ben senin, yüzündeki çizgi yada dünündeki  anı... 
Hadi kalk gel,bul bir bahane...
Birazcık heves,biraz cesaret...
İlk günkü gibi duruyor hala..
Kalbin ömürlük,bende emanet...





Bahanelerine umut bağlamış bu yürek...
Dile dökmese de seni,
Adını anmaya korksa da,
Seni bekler...


Ummadığı anda karşısında görünmen için...
Kendisini düşünmezdi  ya hani;
Hiç olmayacağı kadar tuttu bencilliği...
Ne gecelerini sabah,
Ne de sabahlarını gece edebildi...
Sensizliğe beş kala,
Yaktı bütün saatleri... 






Dökülecek kelimeler seni telaffuz etmeye yakın,
Geçiştirdi tüm hecelerini...


Yokluğun da adı sendi,sevmelerin de, şarkıların da...




Kahrolası şu gurur!
Hep yaktı bizi...




Cumartesi, Ocak 02, 2010

Ben yoruldum...Söyle,senin gücün var mı hala ?

Yorulduğumu hissediyorum..
Beklediğim kadar yoruldum...
Sevdiğim kadar...

Zıt kutuplar hiç çekmezdi aslında birbirlerini...
Yani çekerdi ama,
Gök gürültüsü olurdu mutlaka...
Ardından sağnak bir yağış...
Güzeldi ıslanmak o yağmurun altında.
İliklerine kadar ıslanmak...
Hiç sıcak olmasa olabilirdi,
Hatta hiç güneş doğmasa.
Kabulüm...

 Ama kuruyordu üstüm.Ağır gelmeye başladı kıyafetlerim.
Rüzgar da başlamıştı üstelik esmeye...
Yoruldum...

Şarkı da söylediği gibi...


"Bir rüzgara kapıldım gidiyorum,

Sonu hayır mı? Şer mi  ? Bilemiyorum...

Hem çok seviyorum dostlar başına!
Hem sıcak demir aşk olsun tutana...

Hem çok seviyorum düşman başına!
Hem sıcak demir aşk olsun tutana..

Ben yoruldum;
Söyle senin gücün var mı hala?
Kaç yenilgi var?
Söyle ömürde Allah aşkına!

Akışına bıraktım gidiyorum...
Sonu hayır mı ? Şer mi ? Bilemiyorum...

Hem eriyorum günden geceye!
Hem kapı duvar verilmiş sözlere...

Ben yoruldum;

Söyle senin gücün var mı hala?

Kaç yenilgi var?
Söyle; ömürde Allah aşkına...




Çarşamba, Aralık 16, 2009

Ölür müydü sevgiler?

 



 Hadi uzat elini...
Tutabildiğin kadar sıcağım sana...
Uzandığın kadar uzak...


 Bir zamansızlığın hikayesi bu,
Yanlış yerde başladı belki de...

...Ve bırakmak eli,
En büyük hataydı.... 

......

Sakın...
Sakın tek bir kelime dahi edeyim deme...
Sakın tek bir yalan daha söyleme...
Niye biliyormusun?
Çünkü inanırım...
Onca şeyden sonra,
Şimdi tek bir cümle et,
Gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle,
Gerçek olmadığını bal gibi bilirim...
Ama yine de sana inanırım...
O yüzden;
Tek bir an bile beni gerçekten sevdiysen,
Sakın...

.....

 



Bir sevgi bin doğrunu götürebiliyormuş hayatta.Ben seni sevmelerin acısını çizdim duvarlarıma.Çok çatlak oldu elbet,çatladıkça sızdın yine en derin yaralarıma.Vazgeçemedim senden...Unuttuğum yerlerden hatırlattın kendini bana.Ben koşmaktan yorulmuş beden,dönüp arkama baktığımda,onca kalabalığın ortasında bir tek senin gölgeni gördüm...Ardımda bıraktığım can'ımın,benden gittikçe uzaklaşmasına göz yumarak ve nereye gittiğimi bilmeden,sadece sensiz olmaya koştum...
Yoruldum...
Varlığının anlamı bu kadar fazlayken yokluğunun tortusu beni yese de,razı oldum.
Çünkü sevdim.
Çok sevdim!

Ben sevdikçe sen nefret ettin...
Ben geldikçe sen kaçtın...
Ben ağladıkça sen güldün...

Sen sevgimi değil,beni öldürdün!
Hala tek bir kelimene ömrünü feda edebilirim.Hala seni en baştan,hiçbir şey beklemeden,ömrümün sonunda geleceğini bilsem,o son gün için dahi;hiçbir şey olmamış gibi sevebilirim...
Yapabilirim bunu...
Peki sen?
Sen ne yapabilirsin benim için söyle?
Benim kadar yıkılmayı göze alabilirmisin önce?
Göz yaşlarımın bedelini ödeyebilirmisin aynı hükümle?
Sen sevdiceğim..
Bana heba edebilirmisin ömrünü?
Ömrüme karşılık ömrünü istesem?
Verebilirmisin?

Yandığım..Yangınım...


Hadi koy seni benim yerime,
Sen sevebilirmisin kendini böyle?



 ....

/....Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez!..../
 

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Gittin..

Gidişin de gelişin gibiydi....
Doymamıştım oysa ki....



Sevmiştim,hem de deli gibi...
Sen benim yağmur sonrası toprak kokumdun...
İçime çekemeden,
"Benimsin!" diyemeden,
Gittin...
Havasını solumaya alıştığım bu kente adanmıştın,
Sen varsan var olacaktı herşey ve sen olduğun sürece yaşanacaktı tüm sevmeler...

Gittin...


Sığdıramadığım sevgini,ayrılıkla donatacaktım...
Mecburdum...


Yine sen  varsın diye baktığım tüm yerler burnumu sızlatacak...
Seni görmeyi umduğum tüm yerlerden başımı çevireceğim...

Sen,
Hiç umulmadık anımda,
Yaralarımı sarmama sebeptin...


Sen,
O güzel yürekli adam...

Bil ki, 
Hep seveceğim seni...

Salı, Aralık 08, 2009

Yapamazsın...



Sevmeler sana göre değildi...
Ya da bağlanmak delicesine...
Sevemezdin sen...
Ağlayamazdın hiç gidenin arkasından...

Ah gidişin!...
Hiç  hayr-ı alamet değildi...
Kısa kesilen bir sevda kalmıştı geride...
Umrunda da değildi...

 Kaçtıkça yakalandın...
Vazgeçtikçe bağlandın...
Unuttum dedikçe hatırladın...
 Aslında sevmek istedin...
Ve delice sevilmek...

 Birisi tutmalıydı elinden,
Seni dünyanın öbür ucuna kadar götürmeliydi neşesiyle...
Huzurdu istediğin,
 Çayını yudumlarken keyiflice tat alacağın...
Herşeye nedenin olmalıydı...
Herşeyin olmalıydı...

Olamazdı...
İzin veremezdin...


Sen kaçan oldun,sen vazgeçen...
İşte bu yüzden...
Yapamazsın...
Yürekten sevemezsin sen...









Cumartesi, Kasım 28, 2009

Ben ki yollarımı sana doğru çizmişim...




Yıktığın bu şehir hayrandı sana...

Kalıntılarını toplayacak gücü yoktu ama,

Uğruna feda edilecek çok şeyi oldu,

Sana dair...





Yazılası, çizilesi türden değildi anlatmak istediklerim.

Bir kalem ya da bir kâğıt ile özetlemek haksızlık olurdu bu aşka…

Savruldum…

Savrulurken çarptığım tüm duygular acıttı canımı.

Hepsi sana çıkıyordu bir yerde;

Seninle karşılaşmayı kaldıracak cesaretim yoktu…

Kendimi ararken sen yansıyordun aynalarda…

Suretsizliğimden utandım…



Yanlıştı,

Yokluğunun acısını kadehlerde aramak…

Hiçbir sigara paketinde bulamamak seni…

Şarkılara sövmek, seni hatırlattığı için…

Kendimi bulmaya çalışırken sende kaybetmek…







Günahtı bu denli sevmek seni…/ En büyük günahımdın…


Bana düşlerini ödünç versene,
Merak ediyorum içlerinde var mıyım?
Hadi bir yalan söyle bana
De ki; “sen yaşıyorsun her birinde”
Çocuk gibi inanayım...

Olsun;
Yüzündeki zorlama tebessüm kadar güzeldir,
Yalancı düşler.....
Merhem olur yaraya
Çok hırpaladı kalbimi,
Bu hesapsız vazgeçişler...

Merak ediyorum sendeki beni
Bilmiyorum ne kadarım?
Bana düşlerini,
Bir geceliğine ödünç ver....
Kendime, senin yüreğinle bakayım
 





Pazartesi, Kasım 09, 2009

Kuyumcuyu Bulabilmek..



Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin
seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip
iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç
para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan
sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir;
sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği
neneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu der
“benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna
bir on lira veririm.”
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce
yerinden fırlar. “Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden
buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira
istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.”
Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya
başlar:
“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini
istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi
karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki
nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer
tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her
şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..
Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından
geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?”
Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum,
kafam karmakarışık” diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini
bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden
kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

… “”Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan”" …


Zordur bulabilmek kuyumcuyu..Yüreğinizin kuyumcularını bulabilmeniz dileğiyle.. 

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Ayrılık...



Buruk şarkıları dinleyerek başlamıştı ayrılık havası..Ne yapsa bilemedi yüreği..







Aslı’nın halleri bu belirtileri göstermeye başlamıştı.Nereye dönse yüzü ayrılığa çarpacaktı.Çünkü nereye dönse hep O’nun hayalini görecekti,hep ondan bir şeyler anımsayacaktı çevresinde..Gözleri karardı bir an..Sıkı sıkı yumdu göz kapaklarını..Tekrar açtı gözlerini bu kasvetli havanın hala devam ettiğine inanmak istemedi, tekrarladı..Bir daha bir daha..


Ama aynıydı..


Hem hava,hem de yüreğinin acısı..






Bir sigara içmek istedi.Paketini yokladı az kalmıştı..Bu gece bu paket yetmezdi ama bu soğuk hava da nasıl dışarı çıkacağını düşündü.Biraz daha sonra,” gece olmadan almalıyım” diye erteledi..Yüreğinin yorgunluğu bedenine işlemişti sanki..Paketinde az sayıda kalan sigaradan bir tane çıkardı.Çakmağını yokladı.Lanet olası çakmak yine kayıptı!Çevresine bakındı.


” Nerede bu !” bağırışlarının ardından cebinde buldu çakmağını..Zar zor da olsa yaktı sigarasını..Derin bir nefes aldı sigaradan.Dumanını izlemeye daldı..






“ Ne kadar kolay bitişler!”


“Oysa ne zordu O’nu yüreğime eklemem”






Sesli düşünceleri bir bir yankılandı karanlık oda da..Artık içi kabul etmiyordu hiçbir düşünceyi;dolmuştu zira, birbirini kovalayan noktalama işaretlerinin anlamsızlığından..Mutfağa gitmek istedi,iyice uyuşmuştu bedeni..Bir çırpıda kalktı yataktan,beyninin uyuşmasını istiyordu.Evet evet!Yapmalıydı bunu..Daha rahat söverdi hayata,üç-beş şarkıyı da daha bağıra bağıra söylerdi.Eli telefona gider;ilk önce mesaj yazardı,ulaşmayınca aramaya koyulurdu.Bunu yüzüne karşı söyleyebilme cesareti doğardı:


“-Ben sana bu kadar kötü ne yaptım!Neyin bedeli bu ödettiğin? Neyin günahı çektirdiğin?


(Karşıdan bir süre ses gelmezdi belki..)


Aslı: Sana söylüyorum!Cevap ver!






(Ne diyeceğini şaşırırdı bu cevap karşısında…)


O : Ben..Ben böyle olsun istememiştim!






(Kahkaha duyulmaya başlardı telefonun diğer ucunda,Aslı böylesine gülmemiştir uzun süredir!)


O: Ne yaptığını sanıyorsun sen?






Aslı: Aptalsın sen!Aptal! Nasıl sevdim ben seni?? Nasıl o yüreğini yüreğim bildim!






O:Aslı? İyimisin?






Aslı: Senin yokluğunda ezilen bu bedenin nasıl iyi olmasını beklersin şapşal!”






**




*




*





Gibi bir konuşmanın geçebileceği ihtimalini düşündü..Ama aramak istemedi…


Buzdolabında bir kenara itilmiş,keyif içkisi niyetiyle alınan şarabın efkar içeceğine dönüşmesi birkaç dakila Aslı'nın donup kalmasına neden oldu…Kendine geldiğinde buzdolabından çıkardı şişeyi ve geri döndü odasına..






İçti..İçti..


Beyaz şarabın tadı hiç bu kadar acı gelmemişti..


Yine de içti..


İçtikçe acısı arttı..


Duvara fırlattığı içki şişesinin paramparça oluşuyla kendisine geldi.


Bir an durdu.


Aynaya baktı.


Gördüğü suretin kendisi olduğuna inanamadı.


Hıçkırıkları,isyanları uğultu olmuştu…


Kulak tırmalayan bir uğultu…


Müzik sustu..


Kız olduğu yere yığıldı.


Bilinci açıktı oysa ama hareket edemedi..


Gözlerini kapadı..Yumdu sıkı sıkı..


Süzülen gözyaşları,acının yüreğindeki diğer ismiydi.






Değermiydi?


Bu kadar kolay vazgeçilen bir aşk için,


Yüreğini parçalamaya değermiydi?






Ayrılıklar sevdaya dahil değildi aslında,bu geride kalmışların uydurduğu bir bahaneydi.Çünkü hiçbir ayrılan sevgili kalamadı.Çünkü sevgiler hiçbir zaman, başlarken yaşanan heyecana layık olamadı..Elde kalan hep kırgınlıklar oldu..Ve yeni aşka verilen tövbeler…Onları unutarak sevdaya başlamamız...Bundan belki de…Çektiğimiz çileler, ettiğimiz tövbelerin bedeli…Ve bunlar,hep ağır ödendi…

Pazar, Ekim 18, 2009

Orhan Veli'den .. Müşfik Kenter'in Sesiyle..

İçkiye Benzer Birşey ...









İçkiye benzer birşey var bu havalarda

Kötü ediyor insanı, kötü...

Hele birde hasretlik oldu mu serde;

Sevdiğin başka yerde,

Sen başka yerde;

Dertli ediyor insanı, dertli.



İçkiye benzer birşey var bu havalarda

Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.


Birdenbire




Her şey birdenbire oldu.

Birdenbire vurdu gün ışığı yere;

Gökyüzü birdenbire oldu;

Mavi birdenbire.

Her şey birdenbire oldu;

Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;

Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.

Yemiş birdenbire oldu.



Birdenbire,

Birdenbire;

Her şey birdenbire oldu.

Kız birdenbire, oğlan birdenbire;

Yollar, kırlar, kediler, insanlar...

Aşk birdenbire oldu,

Sevinç birdenbire.



İstanbul'u Dinliyorum









İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmıyan çıngırakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalı Çarşı;

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;

Güvercin dolu avlular.

Çekiç sesleri geliyor doklardan,

Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor, fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul'u dinliyorum.


Deniz Kızı







Denizden yeni mi çıkmıştı neydi;

Saçları, dudakları

Deniz koktu sabaha kadar;

Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi.



Yoksuldu, biliyorum

- Ama boyuna da yoksulluk sözü edilmez ya-

Kulağımın dibinde, yavaş yavaş,

Aşk türküleri söyledi.



Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir,

Denizle boğaz boğaza geçen hayatında!

Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,

Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek

Dikenli balıkları hatırlatmak için

Elleri ellerime değdi.



O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;

Gün ne güzel doğmuş meğer açık denizde!

Onun saçları öğretti bana dalgayı;

Çalkandım durdum rüyalar içinde.

Pazar, Ekim 11, 2009

Ben seni sevdim mi?


Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Cumartesi, Ekim 03, 2009

Nasıl Borçluysan Beni Yaşamaya, Öyle Mecburum Seni Yaşamaya




Seni yaşamayı kendime borçluyum.

Gözlerinin yeşili ve kahvesi gibi
Karmaşığım bu gün.
Boğazda senden izler
İstanbul sen,
Sen İstanbul’sun şimdi
İşveli bir fahişe gibi arzular arsız,
Topkapı Sarayı’ndan denize atılan cariyeler gibi dilsiz,
Yıkılan bir imparatorluğun canlanması kadar geleceksiz,
Ama tendeki vahşi çırpınışlar kadar vazgeçilmez,
Parmağımın ucundaki dudakların kadar gerçek,
Bir gamzeye değen erkek ellerin kadar güçlü,
Yaza yabancı bastıran yağmur kadar ani,
Gözlerindeki şimşekler kadar asi,
Yaşam ve ölüm kadar hesapsız,
Dikenli tabulara inat yasaksız,
Sen İstanbul
İstanbul senken
Üstelik boğazda düşlere yelken açmışken,
Bu sevdadan kaçmak imkansız.
Nasıl borçluysan beni yaşamaya,

Öyle mecburum seni yaşamaya…


Funda Bilgili ..


Cumartesi, Eylül 05, 2009

Bir kez daha ve son kez!


Aslında hiç yapmayacağım şeyi yapıyorum.Bazılarına tükürdüklerini yalamanın ne demek olduğunu yüzlerine vurmak yerine susmayı tercih ediyorum.Neden bilmem..İçimden gelmiyor belki de..Yoruldum çünkü..İnsanlara neyin ne olduğunu göstermekten,sahte gülüşlerin vıcık vıcık ilişkilerin basitliğini haykırmaktan sı-kıl-dım..

Yapamam..İster 30'unda olsun ister 20'sinde.Karakter meselesidir bu.Oturmamışsa vursan beynine beynine,nato mermer nato kafa!

Ve bir insan ne kadar iğrençtir ki,arkasından atıp tutar küfürler eder "olmaz öyle şey,asla,saçmalama!" der ertesi gün baktığında aşkım cicim erkek arkadaşım..Ha bir de sen bu insana zamanında gönül vermişsindir.Sözde O'nunda gönlü sendedir.Utandım kendimden.Yakıştıramadım yani yüreğime böyle şahsiyet yoksunu insanlara nasıl değer verirsin sen?Nasıl "adam"yerine koyarsında iki çift sohbet edersin hatta saf salaksındır ki iyiliğini düşünür "mutlu olsun.."dersin!Eh sana müstehak canımın içi..Müstehak tabi..Bir insana ne kadar değer verirsen o kadar kendini bir bok zannediyor işte.Ama bilmiyorki gittikçe pislik haline geldiğini..

Artık birşeye şaşırmam derdim arkadaşlara,herkesten herşeyi bekleyin!Kimseyede güvenmeyin diye söylerdim..Ne oldu Merve?Niye şaşırdın şimdi? Aslında biliyordun sen bunu..Ve bunca sene hep bunu dile getirdin sen..İnanmadılar sana,büyüttün dediler.Oysa sen hislerine hep güvenmiştin!Ve yanılmadın..Çünkü balık baştan kokar..O pislik kokusu burnu hassas olanların keşfinde yatar!Yine de kendi kuruntun dedin Merve..Belki dedin bir ihtimalll..Ama düpedüz çıktı işte herşey ortaya.Demek ki neymiş,"hayatımdaki rolü ne olursa olsun hep iyi yerlerde olsun isterim sevdiğim adamın.Çünkü o adamdır.Güvenilecek insandır.Zamanında birşeyler paylaşmış,aynı gecelerde birbirimizi düşünerek uyumuş,aynı sabahlarda birbirimize uyanmışızdır."diye düşünmeyecekmişsin Merve..En güvendiğin adam,en sahte olabiliyormuş mesela.Sen bu kadar değer verdiğin yürekten artık utanıyorken,pişkin yürekler bunun günahını işliyor şimdi!Olsun Merve..Senin aptallığındı...Şimdi bu pisliği kanından atmak düşer payına.Bağışla tüm O'nunla sevaplarını,günahlarının boynuna...


Hayat böyle birşey işte arkadaşlar..Ama siz siz olun sözünüzde duran kişiler olun.İkili oynamayın.Zavallılığınızı karakter bozukluğuyla göstermeyin.He duramayacağınız sözler de vermeyin."Adam olmak" cinsiyetle alakalı değildir.."Adam olmak " ilk önce insan olmaktır ve şerefli yaşamaktır..


Erkek yada kadın farketmez.."Adam olarak" kalmanız dileğiyle..

Pazartesi, Ağustos 31, 2009

Neyzen Tevfik .. +18 ...


Neyzen'im geldi sabah sabah..Hastasıyım bu adamın,küfür belkide bu kadar cuk otururdu sözlerine..Neyse öze bakın öze ... Hak edene gitsin bu laflar efendim..(:

"Türk milleti gariptir

her lafı kaldırmaz

ibne dersin kızar da

s.kersin aldırmaz..

şu bok’a bok demeyin

boklar duyar ar eyler.

bok’un üstüne bir zerresi konsa

bok’u mundar eyler."

"Bir gün Neyzen tevfik'i meyhaneden çıkarken gören eski bir dostu kendisine sitem edip ona çıkışmak istedi. 
- Vallahi Tevfik Efendi, seni meyhaneden çıkarken görmek, beni son derece üzdü. 
Neyzen Tevfik cevap verir:
- Hemen geri döneyim öyleyse!"

Uykum var kısa kesiyorum yine devam ederim,saat 7.00 oldu yahu ( : İyi sabahlar efendimm.. ( :


Cuma, Ağustos 28, 2009

Gün Işığı

Ne zamandır gün ışığını görmeden uyuyamaz oldum.

Aslında bu yeni değil ama uzun zamandır yapmadığım birşey.

Havanın aydınlanırken oluşturduğu mavilik,o enteresan koku beni benden almaya yetiyor..

Sorgulamaya başlıyorum herşeyi..

Bağlanmaktan korktuğum kadar bağlanabiliyorum bir yüreğe.

Bu yüzden şimdi gel-git lerim..

Hem gülümsüyorum her sözünde.

Hem de hep başka anlamlar katarak asabileşebiliyorum.

Ait olma duygusu zor geliyor sanırım..

Ya da ısınamıyorum bir bedene.

Kaçma isteğim sadece doğduğum şehre ait değil,

Keza önüme serilen yüreklerden de kaçmak istiyorum.

Ne bir gülüş, ne de bir bakış  ıslah edebilir şimdi beni..

Duygularımın parçalanmış ceset gibi savrukluğunu taşıyamıyorum.

Hepsi bu..

Perşembe, Ağustos 27, 2009

Ateşle Suyun Aşkı

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında,
Sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
Al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
Sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,
Ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
Yüreğindeki kederi de
Alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
Günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
Biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;
Aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki:

Ateş sudan,
Su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...


Ne güzel yazmışsın be üstad! Ne güzel anlatmışsın ateş ve su ile özdeşleşen yürekleri..
Kaçmak çözüm müdür sevda da ? Severek,O'nsuz yaşayamayacağını bilerek kaçmak..Benim aklım almıyor üstad! Almıyor işte..Neden sevdiğin halde kaçarsın? Karşındakine zarar vermemek için mi? Peki karşındaki? Sensiz yaşamayı kabullenebilecek mi? Ne kadar ateş olsa da yüreği başka yerlerde yanacağına sevdiğinin bedeninde yanmasını yeğlemeyecek mi?Ki sen su isen,buhar olmak hiç bu kadar mutluluk vermeyecek mi? Yok olacağını bile bile sevmek kana kana ve kanadığı yerden bitmek daha kutsal değilmi?Hayatta mücadele etmenin anlamı nedir ki ?..
Vazgeçmelerin hiç bir kabulü yok üstad! Yok..
Değil mi ki bir yüreğin içinde kalabilmek O'nunla  göğüs gerebilmek hayata?Gözler aynı yere baksa,aynı damlalarda ıslanılsa,aynı ekmek paylaşılsa,güneşin doğuşunda uyanmak beraber ve batışına şahit olunsa,saçında çıkan beyazlıklıklar ve yüzün kırışıklığı O'nun yanında koymasa insana,hepsi güzel anlarımızdan bir parça diye mutlu olunsa aynaya bakıldığında?Çok mu zor üstad?
..
Sen bana bakma..Ben "Su" yüreğiyle çekip gidenin "Ateş" kadar kabullenemedim gidişini.Yediremedim yüreğime bu vazgeçişi..Ama o da ödeyemesin üstad! Ödeyemesin bu aşkın vebalini..Yine yanacağım biliyorum ama isteksizce,belki tadına da varamadan. Ama O da buhar oluşuna üzülecek.Damla damla yok olurken,zerresi hayıflanacak haline!..Biliyorum üstad..Biliyorum..Ama hala anlam veremiyorum gidişine..Yediremiyorum dedim sana az önce..Yediremeyeceğim yıllarda geçse..