Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 22, 2009

Her Gün Öldürüyor Gidişin..













"Keşke o yağmurlu günde seninle yağmura karışıp eriyip gidebilseydim!



Keşke seninle birlikte kayıplara karışıp yok olabilseydim!



Sevgilim!..




Doya doya elini tutamadan,tenine dokunamadan,göğsüne yaslanamadan kaybolup gittin.




Öyle üzgünüm ki..."





"Seni,nefes aldığım her an,sevmeye devam edeceğim...



Bundan hiç vazgeçmedim!.."











Birini deli gibi severken, onun bir başkasını tutkuyla sevdiğini bilmek kadar öldürücü bir duygu var mı acaba?








Ya da gerçek aşklar hiç ölmez mi?










Suçluyla masum, günahla sevap, doğruyla yanlış, geceyle gündüz iç içe geçti. Duvarlara tırmandıran kıskançlık, uykuları kaçıran hırslar.






Evdeki sesler aşkı fısıldıyor dolunaylı gecelerde. Tutkulu bir aşkla delilik arasındaki sınır gittikçe inceliyor.. Ürpertiyor..








'Bir ağaç gibi olacağım. Varlığımı bile hissetmeyeceksin. Öyle sert, sessiz duracağım yanı başında. Ama gölgem hep üzerinde olacak. Sen beni sevmesen de senin hayatını güzelleştirmek için yanı başında dikili duracağım. Hep ayakta olacağım, içimi kurtlar da kemirse, gıkım çıkmayacak. Beni kimse yenemez, kimse bükemez bileğimi. Bir tek bu aşk...'




Yaklaşık iki hafta kadar önce almıştım bu kitabı.Sınavlar bitince okumaya başlayabildim...Kitap aslında klasik bir hikaye üzerine kurulu.Zengin kız,fakir erkek ve kızı seven manyak bir adam.Anlatım akıcı ve sürükleyici olduğu için kitaptan sıkılmıyorsunuz.Sadece sonu oldu-bittiye getirilmiş...Bence bir kaç sayfalık daha ömrü olabilirdi.






Güzel ve zengin Ebru,yakışıklı ama fakir olan Metin'e aşıktır.Tabi Metin de Ebru'ya..Ebru'nun babası deli Ömer kızını (aslında iki kız kardeşlerdir yani iki kızını da sakınır ama diğer kardeşin aşkla meşkle ya da erkekle ilgisi olmadığı için sıkılmaz) gözünden sakınır.Başlarda çok fazla sıkı yönetimde olmayan kız,göze batan hareketler yapmaya başlayınca babası tarafından ona koruma atanır.Bu kişi psikopat Fatih'tir.Fatih Ebru'ya yanıktır...Zamanla içinde bastırdığı bu aşkı,kızı başka bir erkekle görmeye başlayınca kıskançlığını zarar verecek boyuta taşır.Aşk kendini tutkuya bırakır.Deli Ömer'e bir şekilde açılan bu koruma Fatih,ilk başta ağır bir tepkiyle karşılaşır ama Ebru'ya olan sevgisi herşeyin üstündedir ve yılmadan isteğini yerine getirmeyi kafasına koymuştur.Nihayetinde deli Ömer'i de ikna etmiş zorla kızı ile evlenme yoluna girmiştir.Ebru dayak yer ama Metin'e olan aşkından vazgeçmez.Direnir..Ama bunu Metin ile paylaşmaz..Bunlardan habersiz zavallı Metin'im de psikopat Fatih'ten tehditleri almakla yetinmeyip üstüne bir güzel de dayak yemiştir.Ebru Fatih'i kızdırdıkça,Fatih hırsını Metin'den çıkarır..En sonunda gözü dönen Fatih,tuttuğu adamlarla Metin'i öldüresiye döver ve tenhada bir yerde gömer...İşte buradan sonra Metin'in akibetini bu işi tezgahlayan Fatih ve çetesinden başka kimse bilemez.Metin'in kaybolduğunu duyan Ebru kahrolur,hastanelere düşer..Metin'in ailesi de perişandır..Aradan 5-6 yıl geçer..Ebru malesef Fatih ile evlenmek zorunda kalmış ve ondan bir çocuk dünyaya getirmiştir..Kıza evlendikleri gün zorla sahip olan Fatih bir daha avcunu yalamış,sadece kağıt üzerinde beraberlikleri kalmıştır..Yine de Ebru'dan vazgeçmez ama o kadar aşık olan bu denyo kızı bir anda aldatıverir..Ebru'nun umrunda değildir bu...Zaten onu hiç sevmiyordur ve sadece çocuğu için katlanır...Çocuk deli Ömer'i bile yola getirmiştir.Deli Ömer küçücük çocuk karşısında daha da küçülmüş,babalığını yapamamış ama dedeliğin keyfini çıkarmıştır..Gel zaman git zaman işler yavaş yavaş değişmeye başlamıştır..Ebru Metin'i unutamaz ve onun için birşeyler yapmaya çalışır...Fatih de dellenmiştir.Hemen hemen 6 yıldır onunla olmayan karısı yüzünden abazalığını deli Ömer'e kadar duyurmuş,psikopatlığını tescilletmiştir..Bir gün Ebru, ablası ve çocuğu ile beraber tatile giderler.Tatil yaptıkları yer de, Metin'in gömüldüğü yerdir.Ruhani bir huzura ermiştir orda Ebru...Bunu duyan ve deliren Fatih onun yanına giderken trafik kazası geçirir ve ölür.






İşte kitap burada biter..








Neydi ne oldu derken bi anda kitabın sonunda buldum kendimi.Aslında kötü sayılmazdı bana göre kitap ama şu son beni bitirdi..








Neyse..






Bazen birini sevmek insanı düşüncesizliğe,bencilliğe itebiliyor..






Benden başka kimseyle olmasın isteniyor..






Buna dair şarkılar bile çoktur: "Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar..." gibi..






Yahu neden sevmesin senin sevdiğin kadar?








Hem sevse nasıl bileceksin ki?






Bunun bir ölçüsü varmıdır?








"Benim ki 5 birim fazla çıktı aldım ulen onu" diyebilme şansımız varmıdır?








Sen seversin,çok seversin.Ama ben severim ve o da beni sever.




E ne oldu şimdi?




Hani bir söz vardır ya: " Elmayı seviyorsun diye,elmanın seni sevmesi şart mı? Değil.."






Ha istenir sevmesi o ayrı..






Ama sevmiyorsa sevmiyordur.








Ve kimseyi zorlamanında bir alemi yoktur,olmamalıdır..








O kişinin düşünceleri alınır mı?








O da seni sevmiyordur kardeşim..








Maçoluk işlemiş biraz bünyelere.








Ya benim olacaksın ya toprağın felsefesiyle gitmez bu aşk meseleleri.








Bu kimseyi de mutlu etmez.İnanın bana etmez..






Aşk konusunda mutluluk tek taraflı olunamaz.








Evladını seversin,anneni seversin,babanı seversin bunlar tek taraflı olunabilecek sevgiler.








Ama bir sevgilini ya da eşini yalnızca ben seveyim o beni sevmese de olur düşüncesini besleyerek gitmez bu.








Bir yerden sonra motor su yakar ve zarar verir.






Ne alabilirsin o zaman karşındakinden?




Düşünsenize karşınızda nemrut tipli,suratsız,habire ağzı kötü laf yapan biriyle berabersiniz.Nasıl sevginiz devam eder?






Bir de karşınızda sevginize sevgiyle karşılık veren,en basit işleri bile yaparken zevk aldığınız,yüzünde tebessüm olan biri..






İşte o zaman huzurlu ve mutlu olabilirsiniz anca..








Aşk zor bulunup kolay harcanabilir.






Bu devirde aşk yoktur da demeyin,önemli olan o kişiyi bulabilmek.






Emin olun bu devirde de, bu devirden sonra da aşk her daim olucak.








Çünkü insanlarda kalp denen bir şey var.






Ve bu nasıl bir insan olursa olsun illaki varlığını gösterebiliyor...








Sevdiğiniz varsa ve seviliyorsanız kıymetini bilin..Onun için herşeyi yapmayı göze alın..






Kendinizi geri çekmeyin.






Aşkınızın,sevginizin peşinde olun.








Hiçbir şey kaybetmezsiniz...






Eğer yoksa sevdiğiniz biri ya da sevilmiyorsanız üzülmeyin,karamsar olmayın...








Elbet vardır bir yerlerde sevebileceğiniz biri ve elbet sevileceksiniz..










Umarım herkes güzel yürekli ve yüreğinin değerini bilen insanlarla karşılaşır.Sever ve sevilir..









Salı, Ekim 13, 2009

Püf Noktası


Mailime gelen bir yazıyı paylaşacağım sizlerle.Püf noktası nereden çıkmış,neden "püf noktası"denilmiş bakalım..


Vaktiyle testi ve çanak-çömlek imal edilen kasabalardan birinde, uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkan açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona:

- Sen, demiş, daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.

Ustanın bu sonu gelmez nasihatlerinden sıkılan kalfa, artık dayanamaz ve gidip bir dükkan açar. Açar açmasına da yeni dükkanında güzel güzel yaptığı testiler, küpler, vazolar, sürahiler onca titizliğe ve emeğe rağmen orasından burasından yarılmaya, yer yer çatlamaya başlar. Kalfa bir türlü bu çatlamaların önüne geçemez. Nihayet ustasına gider ve durumu anlatır. Usta,

- Sana demedim mi evladım; sen bu işin püf noktasını henüz öğrenmedin. Bu sanatın bir püf noktası vardır.

Usta bunun üzerine tezgaha bir miktar çamur koyar ve,

- Haydi, der, geç bakalım tezgahın başına da bir testi çıkar. Ben de sana püf noktasını göstereyim.

Eski çırak ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta önünde dönen çanağa arada sırada "püf!" diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Böylece çırak da bu sanatın püf denilen noktasını öğrenmiş olur.

Her sanatın incelik gereken nazik kısmına da o günden sonra püf noktası denilmeye başlanır...

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

17 Ağustos 1999/2009 Yıkılan Hayatlar ..

http://imggaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages%5CFoto%20Haber%5C17%20A%C4%9Fustos%20Depremi%5C01.jpg


1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli Gölcük merkezli deprem. Mw ölçeğine göre 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü. [3] Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.



Bu Vikipedi den alıntıladığım deprem hakkında kayıtlara geçen ve hepimizin bildiği sonuç.


10 sene geçti aradan..10..Dile kolay..Ve inanırmısınız bilmem her yıl bu gece o geceyi düşünerek içimi bir korku kaplar.Aynen şuanda olduğu gibi..Çeşitli şeyler yazıldı çizildi hep o gece hakkında.Hatta öyle iğrenç uydurmalar öyle aptalca depremi bile işlerine alet edenler olduki..

---


10 yıl önce o günün akşamı,annem babam ablalarım kardeşim yemek yerken ufacık birşeye o kadar çok gülmüştük ki,gözümüzden yaş gelinceye kadar yani.Sonra ufacık bir köpek geçti sokaktan ama feci uluyor.Hepimiz camlardaydık Allah Allah diye..Aslında ben böyle batıl şeylere inanmam ama o gün öyle denk geldi işte..Neyse,evimizi genişletiyorduk o sıra.Ablamla ben yemekten sonra ve gece 2 ye kadar eşyaları düzenlemek için durduk.Evin inşaat kısmında daha pencerede olmadığı için hırsız gelmesin diye suntayla kapatıyoduk ama açık olan kısım var ve ordan dışarsını görebiliyosun..Biz saat 2 gibi yattık ablamla.Ranzada yatıyoruz o aralar ve ranzada yatanlar bilirler en ufacık etkide sallanırlar.Bizimkide yalama olmuştu o ara zangır zangır titriyodu dokunsan..2 ranza var karşılıklı.Ben üste aşağıda erkek kardeşim altta diğer ranzanın üstünde küçük ablam altında da büyük ablam yatıyor..Yattığımızla kalktığımız bir oldu tabi.Aman Allahım bu ne sallantı.Annemin çocuklar kalkın kıyamet kopuyo sözlerini duyuyorum.Evet bu kıyamet gibi birşey olmalı yer yerinden oynuyor.Annem dua etmeye başladı bir yandan büyük ablam küçük kardeşimi kucaklayıp oturma odasına götürdü.Benim gözüm o an suntanın açık kaldığı ve dışarsının göründüğü yerden baktığımda bembeyaz olduğunu farkettim inanamadım.Duyduğum çığlıklar ve bi kaç düşüş sesinin birilerinin balkon ve pencerelerden atladığını belli ediyordu malesef.O an elimi tuttu ablam ve hızla aşağı çekti.Küçük ablam sarsıntıdan inemedi aşağı ben kardeşimin yanına geçtim.Sanki durur gibi oldu ama bu sefer dairesel bir biçimde döndürmeye başladı.Ben kafamı tutuyor ve Allahım ne oluyor diye idrak etmeye çalışıyordum.Kardeşim ağlıyor bende ağlıyorum.O an eski sürgülü kapmızı açtım.Şanslıydıkki açıldı..Salak ben..O an ki psikoloji işte.Terlik giyme sevdasına ışık olmayınca acaba bu çifti mi diye bakınıyorum bide.Hoş annemin sigara arama telaşını düşünürsek normal karşılıyorum o heyecanda..Merdivenlerden yarı çıplak insanların indiklerini görünce kendime geldim.Hepimiz çıktık dışarı ve en arka biz inmişiz.Sokağı bu kadar kalabalık görünce bunu kavradım.Akrabaların birbirini kontrol etmesi vs derken günün ışımasını bekledik.Cesur yürek ablam eve girdi haberleri izlemeye.O ve babam hariç zaten 10 gün boyunca kimse evde yatmadı.Haberde izlediklerimiz yüreklerimizi dağladı.Özellikle depremden 1-2 ay sonraydı sanırım İstanbula gittiğimizde Yalova dan geçerken neredeyse sahildeki evlerin hiç kalmadığını gördük.Çoğu evin iskelet şekli belli ama yoklar..yoook..İçim acıdı..Tanıdığım kişilerden yara alanlar ve hayatlarını kaybedenler oldu.Ve buna neden olan etkenlerin çoğu yine insan hatalarıydı!İnsanların çaldığı malzemelerden yapılan evler binlerce insanların canına mal oldu..Deprem elbet doğa olayı ama neden bir Japonyada bu şiddette bir depremde yaralar yada az hasarlarla atlatırken biz ağır bedeller ödüyoruz?Neden canımızı bir hiç gibi görüp cebimizi doldurmaya hayatın anlamı olarak görüyoruz?

Ahh..Ah bu bizim insan hayatını ucuz görmemizin acizliği!


Dilerim bu acılar bir daha yaşanmaz..Dilerim bunlardan ders alırız...

Tüm ülkemize ve bu acıyı yaşayanlara geçmiş olsun diyorum tekrar..Ve başımız sağolsun.

Pazar, Ağustos 16, 2009

Kurtalan Ekspres

Kurtalan Ekspres





Barış Manço'nun 1973 yılında kurduğu ve vefatına kadar birlikte çalıştığı grubudur. grup ismini; Haydarpaşa - Kurtalan hattında çalışan Kurtalan Ekspresi'nden almıştır.

Kurtalan Ekspres 1973'ten bu yana çeşitli kişilerle çalışmıştır. Başlangıçta Murat Ses, Ahmet Güvenç, Celal Güven, Ömür Gidel ile başlayan grup 1978'den itibaren Bahadır Akkuzu'nun katılımıyla devam etti. Yıllarca Barış Manço'nun orkestralığını yürütmüş olan bu grup, Barış Manço'nun vefat etmesi üzerine Cem Karaca'yla çalışmaya başlamıştır.

Kurtalan Ekspres, sahnelerde olduğu kadar, Manço'nun sunduğu TV programlarında da yer aldı.

Barış Manço vefat etmeden önceki dönemde çıkan kaset yapma fikri Barış Manço'nun vefatı nedeniyle ertelendi. En sonunda 2003 yılında "3552" adıyla kasetlerini piyasaya sürdüler. Fakat Mor Elbisen dışındaki hiç bir şarkısı beklenen ilgiyi görmedi.

Grup elemanları

Ahmet Güvenç Grubun bas gitaristidir. Şimdiye kadar Yeraltı Üçlüsü, Barış Manço, Cem Karaca ve Erkin Koray başta olmak üzere sayısız müzisyenle çalıştı. Berklee Jazz Akademisi mezunudur.

Eser Taşkıran Barış Manço'nun eski öğrencisi ve grubun klavyecisidir. Kendisi kardeşi Meltem Taşkıran'la kurduğu Egoist grubunda yer almıştır.

Bahadır Akkuzu Grubun gitarist ve şu andaki vokalidir. Kurtalan Ekspres'e 1978'de yıllarda katılmıştır. 6 Ağustos 2009 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu ne yazık ki yaşama gözlerini yummuştur.

Cihangir Akkuzu Grubun davulcusudur. Bahadır Akkuzu'nun kardeşidir.

Zaman içinde grupta bulunan elemanlar

* Davul: Ali Serdar (1971), Nur Moray (1971-1976), Hüdai Özgüder (1971-1972), Engin Yörükoğlu (1972-1974), Caner Bora (1974-1988) Hüseyin Cebeci (1988-1995),Cihangir Akkuzu

* Bas: Özkan Uğur (1971)(1972-1974)(1976), Mithat Danışan (1971-1972)(1974-1976), Ahmet Güvenç (1976-1988)(1991-

* Tumba: Celal Güven (1971-1988)

* Gitar: Fuat Güner (1971-1972)(1978), Ohannes Kemer (1971-1974)(1975)(1976-1977), Nezih Cihanoğlu (1972), Kirkor Kalender (1972), Mustafa Sarışın (1974), Nurhan Özcan (1974), Samim Boztaş (1975), Fehimen Uğurdemir (1976)(1980), Özkan Uğur (1978), Bahadır Akkuzu (1978-1985)(1986-2009)

* Flüt: Erdinç Avcı (1971-1972), Oktay Aldoğan (1974-1980), Serdar Ertürk (1980-1988)

* Klavye: Murat Ses (1972-1974), Yalçın Gürbüz (1975), Kılıç Danışman (1976-1977)(1978-1980), Ömür Gidel (1978-1985), Nejat Tekdal (1980-1982), Jean Jacques Falaise (1985-1986), Ufuk Yıldırım (1988-1996), Garo Mafyan (1988-1992), Elif Turhan (1991), Eser Taşkıran (1995-


http://www.pirpirim.net/files.php?file=kurtalan_mail.jpg




Cumartesi, Ağustos 15, 2009

Smiley ya da gülücük şeysi "açılımı"....

Hayatımız olmuş o işaretlerden..Hatta bazı zeka yoksunları ki bellidir kimlerin oldukları hiç sevmem bööööğğ...Ondan ibaret bir yaşantıları var..O küçük ama çok amaçlı(!??) işaretler olmasa ne ile anlaşılacaklarmış merak ediyorum doğrusu..Ha bende kullanırım,kullanmıyorum demem,bilen bilir..Ama kendinizi de bu kadar kaptırmayın yahu..Gerçek hayatta ne yapıyorsunuz? İşaretleri yanınızda mı taşıyorsunuz yahut ya ben bi işaret gösterip geleyim mi diyorsunuz? Neyse..Salak insanları konuşmaya gerek yok efendim..Ben burda bulduğum değişik o işaret,gülücük,smiley yada siz ne diyorsanız onların açılımını yapıcam yani bana ne ifade ediyo bu ifadeler.Bu ara da açılım moda ya,bende açacam anasını satayım..O konuyada değineceğim bir ara..

Netten arakladığım ve benimde arşivimde bulunan bi kaç yalan bi çok smiley..

Confused: Düşün düşün pohtur işin..
: Hadi barıştım lan ama can sıkıntısına..
: Güz gülleri gibiyim..Hiç bahar yaşamadım..Dırınırınınn..
:Pis sırıtmadır altında da mutlaka bir bit yeniği yatar..
: Bu da onun bi tarafımla gülüyorum halidir..
: light smiley..
:Benim gibi tripcanların sık kullandığı böö hali..
çok güldüm...: Aman melekem kavur balıkları tarzı hobaaacı şey..
Alkışlıyorum Seni...: Aman pek masum...
Mad: Aynı ben..
Kafalik: Umrum-dışı!:)


.
Bu grup,pandasal hareketler siz yorumlayın bunu da..













Bunlarda da şala şeysi..

:Doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce:P

:Bir iki hipne benle dalga geçiyor ifadesi..

:Biri bana depik atsın kendime geleyim hali..

: En sevdiklerimden biri..bende ohoh diye kayıtlıdır.Böyle pişkin böyle yürrüüü daş arabası diyen cins...

:Ders çalışmaya çalışıyorum..

:Ben öptümmü böyle öperim diyen ohh yarasın tarzı şey...

:Dıkınıyorum uleyn rahatsız etmeyin...

: Salak haller..

:Çok boş hareketler bunlar..

:Aklım karıştı ne demek istiyosun?

:Ulan bendeki bu şansı...

:Anne ben manyak oldum!

:Böyle iştahla yerim işte heheyyttt..

: Al sana benden bir aduuuket..

:Bu ne ter len hipppne diyen kadir inanır smileyi..

: Ruhumu dinlendiriyorum beee..



:Kızdırdın beni be geliyo kötek..

Confused: Ben hiç bi poh anlamadım yada boş boş konuşuyorum ifadesi..

Surprised: Adı üstünde oha denilecek vaziyetler..

Mr. Green:Hadi hadi şeker öptüm seni şeker..

:Aradım bulamadım lan idiot gibi bakma..






:Psikommmmm...

: Çok utandım lan...

:Moralman çöktüm..

:Bu da Pelikanın çok kullandığı bi ifadedir.;) yerine geçer ama ben sevmiyorum hihi:P


şaşı oldum: Delirdim ulaaaaaaaaaan...


http://img5.imageshack.us/img5/6641/78012621.gif: Kıyamamm..

http://img134.imageshack.us/img134/5108/111cr.gif: Nanik :D

http://img134.imageshack.us/img134/9397/cheekygirl.gif: Benim pislik yapmış halim

http://img174.imageshack.us/img174/4272/pro2.gif: rahatım dünyanın anasını satarım..

http://img207.imageshack.us/img207/6559/resim200805150126139.gif: Bu işte bi piiiiiclik var..

http://img21.imageshack.us/img21/2286/sahan.gif: işte benim ifadem..puuuuuu....


http://img5.imageshack.us/img5/39/sia.gif:Anlamı büyük..

http://img176.imageshack.us/img176/1315/827jh.png: En sevdiğim smiley diyebilirim..Bi hoşluk var ya..


Ay sıkıldım be..Neyse daha çok var yine paylaşırım ama bugünlük bu kadar..Ha alttaki o at sineğini de bilerek koydum mideniz bulansın diye hehe:P